18 Mayıs 2010 Salı

Arınıyorum O zaman ..

Ya ne oluyor ,tek tek gelin
Bu ara evren bas bas bağırıyor bana ,arınnnnnn arınnnnnnn
E ben arınmıştım ya .. diyorum
Yok diyor daha derinlere in daha derinlere ...
İneyim bari ..yoksa her bir yerimden kuşatıldım ..
Yazılan yazılar ,mesajlar,şarkılar oooo bir sürü yerden sesleniyor .
Tamam tamam iniyorum ..

Azıcık öfke ,az biraz kırılmışlık,üstüne bir de bir tutam acı kalmış ..
Hımm ,şimdi ben bütün bunları kabul ediyorum ..görüyorum ...
Sen de sabotajcı ...konuşup durma artık ordan dır dır.. ee tamam seni de duyuyorum ,farkındayım senin de :)

Öfke duyduğum,kırıldığım,ve canımı acıtan canımın canları ..
''Bir şekilde hayatıma eşlik ettiğiniz ,güldürdüğünüz,ağlattığınız,deneyim kazandırdığınız,gösterdikleriniz için teşekkür ederim .. Ben almam gerekenleri aldım .. ve yoluma devam etmeyi seçtim .. karmanızın içinde kalmayı seçmiyorum ..bütün anlaşmalarımızı kendi adıma iptal ediyorum ..Sevgiler ''

Az müsadenizle ben tamamen arınayım .. ..yağmur yağıyor .. her yağmur da , arındığımızı düşünürüm ..Tıpkı gözyaşları gibi ..

Derya


17 Mayıs 2010 Pazartesi

Mikemmel Bir Çalışma ...Deneyin ..




Ya haydi bir kımıldanın ,kalkın kalkın ...temizlik zamanı ...
Şimdi ne yapıyoruz ..gereksiz ne var ise topluyoruz ..ister liste yapın ister
düşünün .Sonra atın beni denizlere misali ,atın gitsin :)Ben yaptımm bilee
Önce iş yerimden başladım ,aman Yarabbim o nee.. elime ne geçtiyse atmışım çekmeceme,dolaplarıma ,bütün yazışmaları saklamışım ,eski çer çöp ne varsa ...
Tek tek baktım hepsine .. gereksiz ne var ise hepsini yırttım attım(yırtarken de bir nevi stres atıyorsunuz ) , güzelce yerleştirdim çekmecemi,dolaplarımı ..ohh bee ferahlık geldi
Sonra en önemli haberleşme kaynağımız :) feyz buka baktım..gelen ,giden,geçen ,duran ,koşan ,yürüyen .. kim varsa toplanmış ..iyi hoş da öyle duruyorlar ,ne selam var ne sabah .. hal böyle iken sildim gitti..(İtiraf ediyorum azıcık daha silesim var )
Ondan sonracımm cep telefonu ,mailler,msn kısacası iletişim araçlarındaki fazlalıklar da gitti...
Hımm bunlar tamam ...geldik eve .. kılık,kıyafet,bardak,çanak,çömlek ne varsa bir bir ayıkladım ayyy ben bunu çok sevdim ,vallahi sevgiyle verdim her birini ..
Oh ruhuma bahar geldi bahar ..üstüne de kırgınlıkları ,kızgınlıkları ,kırılmışlıkları ..atınca mikemmel oldu aha aha :)

Boşluklar hayırlısı ile dolsun ,doluyor ,oluyor gidiyor ...işte ben de keyif alıyor ..

Derra

NOT:Çekirgemmm dün sorduğunun cevabı burda :)

11 Mayıs 2010 Salı

sonsuzluk..





İçsel Huzurun Bazı İşaret ve Belirtileri:

- Geçmişi temel alan korkulardan çok, anlık, kendiliğinden... düşünme ve davranma eğilimi.

- Her andan keyif almanın açık ve aşikar yeteneği.

- Diğer insanları yargılamaya karşı ilgi kaybı.

- Diğerlerinin davranışlarını yorumlamaya karşı ilgi kaybı.

- Fikir ayrılıklarına ilgisizlik.

- Endişelenme yeteneğinin zayıflaması. (Bu ciddi bir belirtidir!)

- Sıklıkla, yaşanan karşıkonulmaz minnettarlık olayları.

- Doğa ve diğerleri ile bağlanmışlığın memnunluk hisleri.

- Birşeylerin olmasını sağlamak yerine, birşeylerin olmasına izin verme eğilimindeki artış.

- Önüne geçilemez bir biçimde sevgiyi çoğaltma dürtüsü kadar, diğerlerince çoğalmış sevgiye karşı hassasiyetin artması.


ALINTI

10 Mayıs 2010 Pazartesi

Bahaneler ve görevler ...

Bu sözü ne zaman duysam ya da okusam ..gerçekten de YUH diyorum .. ''Erkeklerin geninde aldatmak var '' Nasıl yani ya ..

Düşünce gücü ile bir çok şeyi değiştirebileceğimizin farkına vardığımız günümüzde hala nasıl böyle bir inanç sistemine sahip olunabilir ..

Düşünsenize erkek aldatıyor ,sonra eşine ya da sevgilisine
- Hayatım inan benim suçum değil ,hep bu genlerden ...
Bak sen şu genin yaptığına, edepsiz gen :)

Kendini aldatan kişiler de sevgi açlığı ,özgüven eksikliği ,değişik haz ihtiyacı duymaları ,kişilik bozukluğu olanlar da daha fazla görülmesi falan külliyen yalan olur mu hiç aaa ne ayıp
Yazık sadece genlerinde var ne yapsınlar :)

*****************************

Geçenlerde arkadaşımın biri dedi ki ...
- Senin evlenmen gerekiyor ..senin yapında olan birinin şu anda en az altı yaşında çoçuğu olması gerekirdi..( altı yaşından küçük olsa :) )
-Nİye ?
-Düzenli bir hayatın var ,işin ,ağır kızsın,artık vaktin geçiyor..olmaz böyle

Allah allah asli görev mi bu evlilik ,hani yapmazsan suç sayılan türden :)

Etrafımızdaki kişilerin hayatlarına karışmayı ne çok seviyoruz ..daha önce de bir yazımda bu konudan bahsetmiştim. Okul ,üniversite,iş,evlilik,çoçuk,sonra çoçuğun okulu ,işi....gibi gibi uzar gider bu ..

Peki bu görevi yerine getirip ,yarı yolda bırakanlar ne olacak ..üstelik bu görevden başka bir sorumlulukla dönenler ..

Onlar denediği için ,suçları hafifletici nedenlerden dolayı affa mı uğrayacak ..
Ya da sırf siz ve sizin gibi düşünenlerden çekindikleri için istemeye istemeye görevini sürdürenler .
Bunu görev olarak değil isteyerek ,sevgi ile yapanlara sözüm yok ,saygıyla eğilirim ..
Büyüklerimizi geçtim de , bari siz yapmayın arkadaşlar ..böyle saçma düşüncelerden kurtulun ..yormayın kafanızı başkalarının hayatları ile ...yazıktır kendinize :)

SEVGİMLE
Teko

5 Mayıs 2010 Çarşamba

ELMASINA CAN FEDA ,ŞEKERİNE BEŞ PARA





Elimde kocaman bir elma şekeri, kan kırmızı. Dışı şekerden ya içi de öyle olsa diye mırıldandım kendime. Ulu caminin yanındaki küçük pencereli büfenin önünde nice şekerler vardı benim olmayan. Bir ân dalmışım var gücümle dişledim şekerimi. Sonra bir burukluk, bir hayal kırıklığı… O da ne? Yoksa bu şekerin içi de dışı gibi tatlı değil miymiş, sadece bu kadarcık mıymış? Hemen mi bitecekmiş tatlı kısmı? Bir elmaya baktım, bir tatlısına, bir de diş izlerime. “Kandırıldım!” diye bağırdım; geçtim büfecinin karşısına. “Bana yalancı şeker satmışsın!” dedim. “Önce heveslendirip sonra hayâllerimi yıktın.”

Bir yandan ağlamayla karışık bağırıyordum, bir yandan ha şimdi kızdı, ha şimdi kızacak diye buruşuk simâsına bakıyordum şekerci ihtiyarın. Neden kızmadı anlayamadım. Galiba ben haklıydım. Öyleyse biraz daha bağırmalıydım. Bağırdım da. Kısa pantolonumun cebindeki bozuklukları yerlere saçtım. Adamakıllı bir yaygara çıkardım; “Ya paramı isterim ya da her tarafı şeker olan elmamı.” Ne yapsam kızmıyordu ihtiyar. Tepinirken göz ucuyla iki yanımı süzdüm, bana bakıyorlardı. Utandım, yerden kalktım, toparlandım; ama gözüm hâlâ ihtiyarda.

Kızdıramamıştım ihtiyarı, öcümü alamamıştım. Hiç olmazsa bir cevap verseydi. Bekliyordum. Kaşlarımın altından tekrar süzdüm simâsını. Hani gözlerim ateş saçıyordu ya, aklımca yakacaktım şekerciyi. Gülümsüyordu, eliyle işaret etti, içeri girdim. “Otur bakalım.” dedi. “Ali’ydi değil mi?”. “Evet, Ali.” dedim. “Ne için bu kadar üzüldüğünü biliyor musun?” diye sordu. “Bana kazık attın. Dışı tatlı şekermiş; ama içi bildiğimiz yavan elmaymış.” dedim. Bembeyaz dişleriyle tekrar gülümsedi. “Ben elli yıldır aldanırım böyle şekerlere.” dedi. Bir anda hayâlimde elinde elma şekeriyle koskoca ihtiyar belirince kıkırdamaya başladım. “Nasıl?” dedim ağzımı doldura doldura. Anlattı:

—İnsan tat aldığı ve sevdiği şeye öyle bir bağlanır ki âdeta ona yapışır; ama ya kendi ömrü kısadır arkada bırakır, ya lezzetinin ömrü yetmez biter gider, seni yüz üstü bırakır. Böyle yapışmış bir kalbi lezzetinden ayırmak için ya yırtmak ya parçalamak gerekir. Şâhidim evlât, çok acıtıyor. İşte ben elli yıldır bu biten şekerlerin acısıyla yaşıyorum.

—İyi de bana ne, sen beni kandırdın, şimdi de aklımı karıştırıyorsun, diye çıkıştım. Bana tezgâhın üzerinde şekere batırılmayı bekleyen elmaları gösterdi. —Al bir tane, dedi.
En kırmızısını aldım, ısırdım.

—Şimdi tadına iyice bak lezzetini tam almaya çalış diyerek üsteledi.

Gerçekten de dişlediğim elma çok lezzetliydi. Elmanın lezzetiyle kendimden geçerken,

— Şimdi dedi, onu bırak, şu şekerlenmişlerin tadına bak.
Bir tanesini aldım, ısırdım. Şekerin tadı bütün damağımı bir ânda kapladı. Bu sırada tekrar diğerini gösterdi. Isırdım ama eski lezzeti kaybolmuştu. Yüzümdeki çizgilerden hissettiklerimi okuyan ihtiyar,

—Dinle Ali dedi, eğer sen şekere talipsen, dünyadaki bütün elmaların ve diğer güzel meyvelerin lezzetlerini unut. Eğer elmaya talipsen, bir daha seni çabucak terk edecek lezzetlere fazla değer verme. Çünkü bunlar bir lokma yedirir, bin tokat vurur adama.
—Ne yani, hiç elma şekeri yemeyecek miyim?

—Yiyeceksin tabi, hem de ne elma şekerleri. Hayatında elmaya niyet edip nasibine şeker düşerse mutlu olursun; şekeri niyet edip her şeyi dişlersen ömür boyu bugünkü gibi ağlamaya mahkûmsun.
Düşündüm, galiba ihtiyar haklıydı. Yerimden zıpladım, yere saçtığım paralarımı toplayıp, cebime koydum. Bana iyi bir ders olmuştu. Artık eğlenmek için çizgi filmlere, bilgisayarlara ihtiyaç duymuyordum, sevinmek için de öyle pahalı hediyelere ihtiyacım yoktu.
Çünkü artık dünyaya bakan gözlüklerim değişmişti. Dünya artık siyah-beyaz değil benim için, rengârenkti. Şimdi büyüdüm bir sürü elma şekerim var ve mutluyum, çünkü artık bir tekerlemem var: ''ELMASINA CAN FEDA ,ŞEKERİNE BEŞ PARA ''


ALINTI

4 Mayıs 2010 Salı

NE OLA Kİ BU KOÇLUK


Son yıllarda pek çok duyduğumuz bir meslek ..Yaşam Koçluğu ...
Benim aklım yok mu ki gidip de başkasına danışacağım...oldu üstüne bir de para vereceğim aman ne ala ne ala ,ya git işine koçla falan ne işim olur .. Ne yapıyormuş ki her şeye gül,sinirlenme ,kızma ..sevgi pıtırcıkları olarak ortalıklarda dolaş ..hadi canım boş işler bunlar boş

Çevremizde koçluk tanımını bilmeyen kişiler tarafından o kadar çok duymuşuzdur ki bu sözleri ..

Oldu canlarım ..gerçekten boş mu bu işler bak bak ,yazık bana ve benim gibilere o zaman böyle boş işler peşinde koşuşturup duruyoruz demek :) Dolu iş nasıl oluyor hele bi anlatsanız biz de öğrensek ..
Şimdi şu boş iş nedir,ne değildir bir bakalım ...

Hepimizin hayatları farklıdır ama bir çok noktada da aynıdır aslında ..
Enerjinizin tükendiği,her şeyden sıkıldığınız ,hayatın ne kadar monoton olduğunu düşündüğünüz,düşlerinizin bittiği,umutlarınızın tükendiği zamanlarda , çevremizde kendimize yakın hissettiğimiz kim varsa onunla konuşur ,dertleşiriz..çünkü kendimize inancımız bitme noktasındadır.Ve birileri ile konuşma ihtiyacı duyduğumuz zamanlar...
Mesela sevgilinizden ayrıldınız ... arkadaşınız ,ya da aileniz başlar ..
Ben söylemiştim sana ,dinlemedin ,ay boşver iyi yaptın ,ya bak şöyle davransaydın gibi gibi buna benzer onlarca söz duyarsınız ..
Yargı ,eleştiri,yorum ,hepsi var bayılırız zaten karşımızdakine akıl verip ,yargılamaya ,yorum yapmaya ..Bu sadece küçük bir örnek

İşte yaşadığınız bu dönemlerde yaşam koçu size ne mi yapar ..
Size fener tutar yalnızca ..yargısız,yorumsuz..
Yanınızda olduğunu hissettirir.
Güven ,sevgi,gizlilik içerisinde olur paylaşımlarınız
Aynayı getirir ve koyar karşınıza ;''İyice bak'' der ,''Kendi gücünü ,sevgini çıkar ortaya ''
Seçim senin ,pencereni seç ,SINIRSIZ GÜÇ SENSİN

Boş işler bunlar boş :)

Küçücük bir not : Aman olurda bu boş işlerle ilgilenmek isterseniz bir gün olur ya.. Her yaşam koçuyum diyene inanmayın olur mu!!!
Gerçek yaşam koçları ; öncelik danışanın mutluluğu,onun hayatına dokunabilmekten çok keyif alan ,yüreğinde o mutluluğu hisseden ,işini AŞK ile yapan ..sonra ücreti konuşandır ..
Yaşam koçcukları ; önce size astronomik şekilde ücret tarifesini söyleyen,anlaşırsanız sevgisini veren ,yok anlaşamazsanız birden sevginin ''S''ile kaldığınızdır :)
Aman dikkat !!! Yoksa boş değil bomboş işler olur :)

SEVGİMLE
DERRA