28 Aralık 2010 Salı

YENİ UMUTLAR ..


Yeni umutlarla girdiğimiz bir yılı geride bırakmaya bir kaç gün kaldı ..ve bizler yine yeni umutlarla..dileklerle yeni bir yıla ''merhaba '' demeye hazırlanıyoruz..


Hızlandırılmış bir kursdu sanki 2010 benim için..sınavın birini bitirir bitirmez ,bir yenisi geliyordu .Daha yeni yılın ilk günleri düşmüştüm gerçi düşeceğimi hissediyordum sadece zamanını bilemiyordum ..canım acımıştı .. ağır bir sınav olduğunu düşünmüştüm yaşadıklarımın ..sonra her gün biraz daha fark ederek ,dersimi alarak yeniden yürümeye çalışmıştım ..ve çok kısa bir süre sonra ayağa kalkmıştım....Eskisinden daha güçlü..daha sevgi dolu ..daha kendime inançla ve yeni bir ben olarak ..


Sınavımı vermenin mutluluğunu doyasıya yaşıyordum ..sanki sihirli bir değnek değmiş ve her istediğim bana sunuluyordu..Ve her gün şükür ediyordum ..

Sonbaharla birlikte evren dedi ki ...'' Bu kadar tatil yeter, şimdi yeni bir sınav daha geliyor ,hazırlıklı ol'' Ama ben bu sesi duymamıştım belki de duymak istememiştim ....Ben ne kadar da oralı olmadıysam da yeni sınav gelmişti..Hem de çok zor bir sınav...

Ben öylece kalakalmıştım bu sınav karşısında ..bu defa ki düşüşüm çok ani oldu ..sadece benim değil ..bir çok sevdiğim insanı da şaşırtmıştı bu düşüş....

Canımın yanması o kadar önemli değildi ..şaşkınlıkla ve anlayamadığım bir çok soru ile öylece kalmıştım ..Çevremdeki herkes elini uzatıyordu ..ama ben kendim kalkmalıydım ..sindire sindire yavaş yavaş ..geriye o düşmeden hiç bir iz kalmamalıydı ..Böyle bir sınavda hangi soruyu iyice öğrenmeliydim ..

Yaklaşık iki ay kadar kendimle kaldım..içime döndüm ..tekrar tekrar baktım sınavıma ..sorularıma ..sonra tamam dedim ..artık kalkma zamanı geldi..

Şimdi tekrar ayaktayım..şükür ederek ..sevgiyle ..umutla...

Artık biliyorum ki mutluluğun tavan yaptığında aniden düşebiliyor ..ya da en dipden en yükseğe aniden çıkabiliyorsun ..hayat bu ....


Yeni yıl

sağlık,huzur,bolluk ,bereket Aşk ile bekliyorum seni...Hepimiz için en HAYIRLISI OL 'SUN ..


SEVGİMLE

TEKO












20 Aralık 2010 Pazartesi

SEN BEN OL'SAN.. BEN SEN OL'SAM... BİZ OL'SAK...





Hani o hep gecelerde kalırsın ya bir başına ..düşünceler eşlik eder sana o gecelerin sabahında farklı açsam dünyaya gözlerimi. tarihini atsam hayatımın dönüm noktası diye..heyecanla,mutlulukla uyansam şükürlerime bir yenisini eklesem..
İçime baksam sonra ,herşeyden arındığımı his etsem ..
Seninle yolculuğumuza çıksak arınmış ..tam ve bütün..saygılı,sevgi,sadakat,dürüstlükle..


Korkmadan ilerlesek her gün saygımız ve sevgimiz artarak..sonra arada tartışsak ama uzun sürmese ..anlasak birbirimizi ,sarıldığımızda bitse tüm sorunlar..AN da kalsak ..yaşasak birbirimizi..dans etsek çılgınca..gecenin bir vakti ..dışarı çıkıp yürüsek.. sonra göğsüne yatsam uyusak sarmaş dolaş..uyandığımızda seviyorum desek birbirimize AŞK la başlasak güne ..

Saygılı olsak birbirimizin fikirlerine..


Sonsuz bir güven olsa aramızda ..
Hani diyorum...


SEN SENKENDE BEN ..


BEN BENKENDE SEN OL'SAK...


BİZ OL'SAK SEVGİYLE..
Derra...

7 Aralık 2010 Salı

BUGÜN BİR İYİLİK YAP!!


Sözlükteki pek çok kelimeyi yüksek sesle, hatta düpedüz bağırarak telaffuz edebiliriz. Ama bir deneyin bakın, "edep" kelimesini haykırmak ne mümkün! Harflerin dizilişi sesimizi yükseltmeye mânidir. Bu kelimenin ses tonu adeta önceden ayarlanmıştır. Ancak fısıltıyla karışık söyleyebiliriz.Ancak sakin bir edayla: Edep ya Hû edep!Türkçenin en güzel kelimelerinden biridir "edep".

Bir başka dile nasıl çevrilebileceğini sorsalar şöyle bir duraklarsınız. İngilizce'de, İspanyolca'da, Fransızca'da, Almanca'da.... birebir karşılık bulmakta zorlanırsınız. Bulduğunuz hiçbir kelime onu tam olarak karşılayamaz, kavrayamaz sanki. Aynı lezzeti vermez. Aynı sesi vermez. Başka hiçbir söz ya da sözcük yerini dolduramaz. Bu dört harften ibaret kısacacık kelime koskoca bir mânâ denizi barındırır içinde. Gözlerimizi kapayıp bir kez fısıldamak bile yeter melodisini duymaya.Edep ya Hû edep!Sözlükteki pek çok kelimeyi yüksek sesle, hatta düpedüz bağırarak telaffuz edebiliriz. Ama bir deneyin bakın, "edep" kelimesini haykırmak ne mümkün! Harflerin dizilişi sesimizi yükseltmeye mânidir. Bu kelimenin ses tonu adeta önceden ayarlanmıştır.

Ancak fısıltıyla karışık söyleyebiliriz. Ancak sakin bir edayla: Edep ya Hû edep!


Peki nedir edep? Tasavvufun yüzyıllardır baştacı ettiği bu kelime nasıl oluyor da hem bu kadar göz önünde, aleni; hem de kapalı bir kutu, adeta sır bize?Haddini aşmamak, kalp kırmamaktır edep.Sadece o değil; haddini aşıp, kalp kırmaktan ödünün patlaması demektir. İstisnasız ayrımsız her insan, her canlı varlık, tıp tıp atan her yürek avuçlarımızın arasında tuttuğumuz billûr bir kasedir. Dışı nasıl olursa olsun özü narin ve nazenindir. İçin titrer. Düşürmekten, düşürüp de kırmaktan öyle korkarsın.Dedikodudan, haksızlıktan ve ithamdan uzak durmaktır edep.Sadece o değil. İnsan-hayvan, canlı-cansız veya önemli-önemsiz ya da zengin-fakir ayrımı yapmadan etrafına hoş bir nazarla bakmak; "eyvallah" diyebilmek, "eyvallah" kelimesi üzerine kafa yormaktır
.Bilmediğin konuda susmak, bildiğin konuda ahkâm kesmemektir edep.Bilgi bir perdedir. Sen ne kadar bilirsen bil, nasıl bir alim olursan ol, en cahil görünen insandan bile öğrenecek bir şeyin vardır elbet. Edep bunu unutmamaktır.İnsan ayrımı yapmamaktır edep.Sokaktaki bir berduşun yanında da Karun kadar zengin ya da Süleyman kadar muktedir görünenin yanında da aynı sakin idrakla durabilmek; saydam ve şeffaf olabilmek; girdiğin mekâna ya da konuştuğun adamın nabzına göre laf değiştirmemek, ince hesap bilmemektir edep.Aşırılığa gitmemektir edep.Hileden, desiseden, yalandan ve zorbalıktan hazzetmemek; kimseyi aptal yerine koymamak, aşağılamamaktır. Tek başınayken de başkalarının yanındayken de şefkati elden bırakmamak; dış görüntülerden, parlak kabuklardan, ünvanlardan, payelerden etkilenmemek; her işte her adımda yüreğe bakmak, yüreğin ibresine göre yol almak.....ve habire BEN demekten vazgeçmektir edeb.Edep bir ahenk meselesidir. Akord edilmektir.Akord edilmemiş müzik aletinden çıkan her ses uyumsuzdur. Edep kainatın müziğini yüreğinde duyma ve o müziğe uyma meselesidir. Edep ahenk içinde olmak demektir. Tabiatla, kainatla, yaradılışla, bütünle ve katreyle sürekli uyum....Gün içinde habire koşturmaktayız ya, edep kelimesi aklımızın ucundan dahi geçmez. Yapacak daha acil, daha mühim işlerimiz vardır hep. Birbirimizi ite kaka, koştura koştura, hep ama hep geç kalırız bir yerlere. Derken tüm bu hengame içinde, beklenmedik bir anda ve yerde edeb sahibi biri çıkar karşımıza. Duraklarız. Şaşırırız. Sahici olup olmadığından hemen şüphe ederiz. Belki de yapmacıktır. Belki de rol yapıyordur. Kafamızın içinde binbir tilki dolaşır. Çünkü biz hep şüphe ederiz. Gerçek olup olmadığını anlamak için etrafında döner, gözlerimizi kısar inceleriz. Ama ne vakit ki anlarız karşımızdaki hakikaten edeb sahibi, indiririz yelkenleri. Yumuşar yüreğimiz. Tanırız edebi aslında. Görür görmez tanırız. Edep sahibi bir insanla karşı karşıya gelince biz de kendimize çekidüzen veririz.Bulaşıcıdır edeb. Tebessümle bulaşır. Gülümseyen bir insan karşısında biz de elde olmadan gülümseyiveririz. Gün boyu çatık kaşla dolaşmaya alışkın yüzümüzün kasları gevşeyiverir. Bakmışız ki dudaklarımız bizden evvel davranmış. Gülümsemeye gülümsemeyle karşılık vermişiz de haberimiz yok. Edeb insandan insana geçer. Aynadan aynaya yansır. İnsanın şaşmaz tabiatıdır. Kibirlinin karşısında kibirli, mütevazinin karşısında mütevazi olasımız gelir. Diklenene diklenerek karşılık veririz. Edebliye ise eğiliriz.
Geçenlerde bir yemek masasında bir arkadaşım tanıdık ve buruk bir şaka yaptı: "Yahu ne zaman yurtdışından dönsem, bana da bir nezaket geliyor. Tanımadığım insanlara kapıları açmak, trafikte başkalarına yol vermek filan istiyorum. Bir incelik, bir terbiye geliyor üstüme. En fazla bir gün sürüyor ama. Sonra bakıyorum herkes birbirine kabadavranıyor, bana da bir kabalık geliyor....Dangul dungul yola devam ediyorum."Öyle kelimeler var ki, harf öbekleri olmaktan çıktı, gündelik hayatımızın akışını şekillendirmeye başladı. "Hoyrat" bunlardan biri. Hoyratız birbirimize karşı. Ve sağımız, solumuz, önümüz, arkamız.... hoyrat. Yolda yürürken birbirimize bakışımız, evlerimizin çatıları altında birbirimizden söz edişimiz; konuşmalarımız, dedikodularımız, ithamlarımız, önyargılarımız, zanlarımız, yaftalamalarımız, dışlamalarımız....hep ama hep hoyrat. O kadar çok hırpalıyoruz ki birbirimizi, öylesine hırçın bir iklimdeyiz ki.... Halbuki bu arada uzaktan bir yerden sesleniyor eski mi eski bir öğreti.

Tembihliyor usulca."Edep ya HU edep!"


ELİF ŞAFAK(FİRARPEREST)

6 Aralık 2010 Pazartesi

Hayat...


Kocaman bir boşlukda bir sağa bir sola sallandığımız ..Kendimizi,etrafımızı sorgular durumlara geldiğimiz...Sorunların arasında sıkışıp ,çaresizlik içinde kaldığımız zamanlar vardır ya ..

İşte o anlarda hayata sıkı sıkıya sarılmak mı ?

Yaşadığımız sorunlar içinde kaybolup gitmek mi?

Nefes aldığımız süre içinde hayat devam ediyor ..ve her nefes yeni umutları getiriyor aslında..

Sevgilinizden ,eşinizden ayrıldınız..

İşinizi kaybettiniz...

Arkadaşlarınız tarafından kandırıldınız..

Bunun gibi bir çok şey yaşamış olabilirsiniz..Olayların içinde iken isyan ederiz belki..güvenimizi yitiririz...korku,öfke duyabiliriz ..Hepimiz yaşamışızdır bunları

Şimdi dönüp bakın bakalım ..o yaşadıklarınıza ne görüyorsunuz ..hepsi geçip gitti di mi?

İzleri yok etmek bizim elimizde

Geçmeyen ve izlerini yok edemeyeceğimiz tek şey var SAĞLIK...

Sağlığımızı yitirdiğimizde eski günlerin gelmesi için neler yaparız ..hiç birşey görmez gözümüz ..

Bir kaza geçirdiniz ..vucudunuzun bir yerinde iz kaldı ..Geçirebilir misiniz bu izi ?

En sevdiğiniz insanı kaybettiniz..boşluğunu doldurabilir misiniz ?


İşte yaşadığımız olumsuzluklarda durup bakmak gerekiyor ,kocaman ekrandan hayatımıza ..

Neler için kendimize zarar veriyoruz ..

Hayat bir o kadar uzun bir o kadar kısa...

Hepimiz kendimizden sorumluyuz..doğruysak,yüreğimiz sevgi dolu ise,edebimizle yaşamayı seçtiysek ..iyilik ise,sevgi ise felsefemiz ..bırak aksın hayat ..

Başkalarının yanlışlarını ,sorumluluklarını alıp kendi düşüncelerimizde boş yere beslemek niye ..

Herkes seçimlerinden sorumludur ..

Sağlıkla,sevgiyle yola devam ....

Derra