17 Ocak 2011 Pazartesi

Aşk Vardır ...


Düşünce kalıplarıyla çalışmaya başladığımız anda zihin ne varsa çıkarmak istiyor derslerde; kişilerin hayatını mutsuzlukla ören, işine yaramadığı halde orada duran ve çalışmaya devam eden her ne varsa sanki bu anı beklermiş gibi çalışmanın hemen ardında dökülmeye başlıyor ağızlarından; temizlenmek ister gibi, reddettikçe gerçekliğinden uzaklaşmak gibi, gördükçe saçmalığına daha çok inanmak gibi…
Aşka hep geliyor konu;
-‘Aşk yok’,
-‘Aşk biter’,
-‘Aşk acı verir’,
-‘Aşk insanın özgürlüğünü elinden alır ‘
Gibi birçok cümleyle karşı karşıya kalıyoruz o anlarda… Tebessümle içi burkan yaşanmışlıkların acısından doğmuş.
Kişi neye inanıyorsa gerçeği odur. Onu yaratır, onu yaşar, onu büyütür, onu besler.
Aşkın acı verdiğine inanan ve bu gerçeğe tutunan hiç kimse yoktur ki aşktan acı çekmesin.
Ama neredeyse hiçbir doğru mutlak doğru değildir; Aşktan acı çekenler olduğu kadar, aşkın mutluluğuyla yaşayanlarda da vardır, siz nerede durmaya hazırsınız sorusu gelir hep peşinden…
Aşktan acı çekenler çok yazdığından, çok söylediğinden, çok konuştuğundan mıdır bilmem onun şanı daha çok yürümüştür sanki.-)
Birkaç gün önce elime bir mektup geçti, klasörlenmiş bir dosyanın içinde…
Çok konuşmayacağım; 57.evlilik yıldönümlerinde hatun kişinin eşine yazdığı mektubu, yazdığı gibi aldığım şeklimle size ulaştırıyorum sadece…
Gerçekten aşk yok mu düşünün diye?Sevgiler her birinize…Banu kalaycı (alıntı)

‘’6 Ocaklar Yok Artık
Bu sene 57. evlilik yıldönümümüzdü. Bende büyük bir boşluk, sessizlik ve özlem var. Kimseye belli etmek istemedim ama içime fırtınalar kopuyor. Seni arıyorum ama yoksun.
Her sene ayın 5 inde bavulumuzu alıp yola çıkardık. 6 Ocak ne özel gündü bizim için. Arabamıza biner, karar verdiğimiz bir yere giderdik. Bütün sevincim, beraber çok güzel günler geçirdik, her istediğimiz oldu. Onları hatırladıkça huzur buluyorum.
Evde geçirdiğimiz 6 Ocaklarda erkenden gider çiçeğini alır, gelirdin. Son zamanlarda uzaklara gidemiyorduk, o zaman da kocaman ailemizle beraber oluyorduk.
56. yılımızda sabah kahvaltıdan sonra hemen giyindin. Hanım ben Levent’e gidiyorum dedin. Gitme bu sene, kalsın, dışarısı kar buz düşersin diye korkuyorum dediysem de bana bir şey olmaz deyip gittin. O gün yolda elinde çiçeklerle eve dönerken tanımadığın bir hanım sana “Beyefendi böyle bir günde dışarı çıktığınıza göre mühim bir şey olmalı” demiş ve sen de “Evet, 56. evlilik yıldönümümüz, mühim olmaz mı?” demişsin.
Son senemiz olduğunu nereden bilebilirdik? Elinde çiçeklerle döndün, Hanocuğum, bunları bulabildim demez misin? Boynuna sarıldım, yanaklarından öpüp teşekkür ettim. Bütün aile seni iyiliklerinle anıyoruz, ne mutlu sana.
Mekânın cennet olsun. Hoşça kal.’’